Reklam
Vakıf Katılım
Tarih : 2026-08-12 09:14:28

Piyasalarda gözler ABD Tüfe’sinde, Hürmüz belirsizliği petrolü 90 dolara yaklaştırıyor

Trive Yatırım Piyasa Notu’nda, küresel piyasaların Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-İran hattındaki diplomatik gelişmeler, Hürmüz Boğazı’na ilişkin belirsizlik, petrol fiyatları ve bugün açıklanacak ABD enflasyon verisine odaklandığı belirtildi.

Raporda, ABD ile İran arasında anlaşmaya yaklaşılabileceğine ilişkin olumlu sinyaller bulunmasına karşın, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda tarafların koşulları ve karşılıklı güven sorununun devam ettiği vurgulandı. Trive Yatırım, piyasaların siyasi açıklamalardan çok Hürmüz’deki fiili gelişmelere ve enerji akışındaki normalleşmeye odaklandığına dikkat çekti.

Küresel piyasalarda ABD-İran hattından gelen birbirine zıt açıklamalar, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin belirsizliği koruyor.

Pakistan tarafı, son diplomatik temaslardan elde edilen işaretlerin Washington ile Tahran’ın bir anlaşmaya yaklaştığını gösterdiğini belirtirken, İran yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın kendi koşulları yerine getirilmeden yeniden açılmayacağını vurguluyor.

Tahran’ın yaklaşımı yalnızca gemi trafiğinin yeniden başlamasına değil, ABD’nin yaptırımlar, abluka ve savaş sonrası yükümlülükler konusunda atacağı adımlara da bağlı bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın varılacak bir anlaşmaya bağlı kalacağına güvenmediğini ifade ediyor.

Trive Yatırım’a göre bu durum, diplomatik sürecin önündeki temel sorunun yalnızca şartlar üzerinde anlaşmak olmadığını, aynı zamanda bu şartların uygulanacağına ilişkin ciddi bir güven açığının bulunduğunu gösteriyor.

Tarafların geçmiş aylarda anlaşmaya yaklaşıldığına ilişkin mesajların ardından yeniden karşı karşıya gelmesi de piyasaların siyasi açıklamaları artık tek başına yeterli görmemesine neden oluyor.

Dolayısıyla Pakistan üzerinden gelen olumlu diplomatik sinyaller önem taşısa da Hürmüz’de fiili normalleşme açısından belirleyici olacak unsur, İran’ın koşulları ile Washington’ın talepleri arasında uygulanabilir bir ortak zemin oluşturulup oluşturulamayacağı olacak.

İran’ın Hürmüz üzerindeki egemenlik ve ücretlendirme talepleri de geçmiş aylarda ABD ile müzakerelerin en önemli anlaşmazlık başlıkları arasında yer almıştı.

Trive Yatırım, diplomatik tablonun iki ayrı yönde ilerlediğine dikkat çekti.

Bir tarafta arabuluculuk kanallarının açık kalması ve anlaşmaya yaklaşılabileceğine ilişkin mesajlar bulunuyor. Diğer tarafta ise İran, boğazın açılmasını daha geniş siyasi ve ekonomik taleplere bağlıyor; Trump da Tahran’ın müzakere davranışına ilişkin güvensizliğini sürdürüyor.

Hürmüz’de oluşturulacak yeni rejimin yalnızca savaş dönemine özgü geçici bir düzenleme olmayabileceğine ilişkin işaretlerin de belirsizliği artırdığı belirtildi.

İran daha önce geçişlerin belirlenmiş güzergâhlardan yapılması, yalnızca belirli ticari gemilere izin verilmesi ve sunulan hizmetler karşılığında ücret alınması üzerinde çalıştığını açıklamıştı.

Bu nedenle bir siyasi anlaşmanın duyurulması ile enerji akışının savaş öncesindeki serbest yapısına dönmesi arasında önemli bir fark bulunuyor.

Petrol piyasasının olumlu diplomatik açıklamalardan çok fiziksel arz koşullarına odaklandığı belirtilen raporda, Hürmüz’de gemi trafiğinin zayıf kalması ve arz riskinin yeniden büyümesiyle Brent petrolün 90 dolar eşiğine yaklaştığı kaydedildi.

Petrol fiyatlarının müzakere haberlerine karşı hassasiyeti de yüksek seyrediyor.

Geçmiş aylarda Hürmüz trafiğindeki toparlanmanın Brent petrolü hızlı şekilde aşağı çekmesi, fiziksel petrol akışının fiyatlama açısından ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koymuştu.

Bugünkü tablo ise bunun tersine işaret ediyor. Diplomatik kanal açık kalmasına rağmen fiili geçişlerde yeterli normalleşme görülmemesi, jeopolitik risk priminin korunmasına neden oluyor.

Piyasalar açısından bundan sonraki kritik eşik, anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki mesajların Hürmüz’den geçen petrol hacminde somut ve kalıcı bir artışa dönüşüp dönüşmeyeceği olacak.

İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin yeni bir yasal düzenleme hazırlaması, Tahran’ın savaş öncesindeki serbest geçiş modeline koşulsuz dönüş istemediğine işaret ediyor.

İran Meclisi daha önce;

geçişlerin belirlenmiş güzergâhlardan yapılması,

yalnızca ticari gemiler ve İran ile işbirliği yapan tarafların yeni mekanizmadan yararlanması,

verilen hizmetler karşılığında ücret alınması gibi unsurları içeren bir çerçeve üzerinde çalıştığını açıklamıştı.

Bu yaklaşımın yasalaşması halinde Hürmüz, geçici bir savaş pazarlığından ziyade İran’ın egemenlik, gelir ve dış politika stratejisinin kalıcı unsurlarından biri haline gelebilir.

Piyasa açısından kritik nokta ise siyasi bir mutabakat sağlansa dahi geçiş ücretleri, izin sistemi ve hangi gemilerin boğazı kullanabileceği konularındaki anlaşmazlıkların enerji akışının tam anlamıyla normalleşmesini geciktirebilecek olması.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin petrol arzına ilişkin uyarısının, Hürmüz’de yeniden yükselen belirsizliğin yalnızca günlük fiyat oynaklığı açısından değil, küresel fiziksel petrol dengesi açısından da önemli olduğunu gösterdiği belirtildi.

EIA’nın önceki projeksiyonunun, Hürmüz’de trafiğin kademeli olarak toparlanması ve Ortadoğu üretiminin yıl sonuna doğru savaş öncesi seviyelere yaklaşması varsayımına dayandığı aktarıldı.

Kurum aynı zamanda küresel petrol stoklarının üçüncü çeyrekte gerilemeye devam etmesini bekliyordu.

Ancak Hürmüz’de geçişlerin yeniden aksaması, bu normalleşme patikasını daha kırılgan hale getiriyor.

Bu nedenle petrol piyasasında diplomasi kadar;

üretimin ne hızla geri döneceği,

tanker akışlarının sürdürülebilirliği,

mevcut stokların kesintileri ne ölçüde karşılayabileceği de fiyatlama açısından belirleyici olacak.

Boston Fed Başkanı Susan Collins, İran savaşının enerji maliyetleri üzerinden Amerikan hanehalkları üzerindeki baskıyı artırdığına ve enflasyon görünümünü daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor.

Collins daha önce de Hürmüz’de sevkiyatların uzun süre aksamasının etkisinin yalnızca enerjiyle sınırlı kalmayabileceğini, gıda ve tüketici sepetindeki diğer kalemlere yayılabileceğini belirtmişti.

Bu aktarım mekanizmasının Fed açısından kritik olduğu ifade edildi.

Yüksek enerji fiyatları bir taraftan tüketicinin reel harcanabilir gelirini aşındırırken, diğer taraftan fiyat istikrarına ilişkin yukarı yönlü riski büyütüyor.

Dolayısıyla savaş kaynaklı arz şokunun ne kadar süreceği, Fed’in zayıflayan büyüme veya istihdam verilerine ne ölçüde politika alanı tanıyabileceğini doğrudan etkiliyor.

Küresel piyasaların bugün saat 15.30’da açıklanacak Temmuz ayı ABD tüketici enflasyonuna odaklandığı belirtildi.

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun takvimine göre Temmuz TÜFE raporu 12 Ağustos’ta New York saatiyle 08.30’da yayımlanacak.

Geçen haftaki zayıf istihdam görünümünün Fed açısından daha temkinli bir politika alanı oluşturduğu, ancak Hürmüz kaynaklı enerji fiyatlarındaki yeniden yükselişin bunun karşısındaki temel risk haline geldiği ifade edildi.

Bu nedenle açıklanacak veride yalnızca manşet enflasyon rakamının değil;

fiyat baskısının temel bileşenlere ne ölçüde yayıldığının,

dezenflasyon sürecinin korunup korunmadığının da önemli olacağı vurgulandı.

Verinin, eylül toplantısı öncesinde tahvil faizleri, dolar ve faiz beklentilerinin aynı anda yeniden fiyatlanmasına yol açabilecek haftanın en önemli makro katalizörü olduğu değerlendirildi.

Şanghay Serbest Ticaret Bölgesi’nin tahvil piyasasında yaklaşık üç yıllık durgunluğun ardından yeniden hareketlenme görülüyor.

Şanghay Belediyesi destekli Şanghay Elektrik Grubu’nun tahvil ihracına başlaması, finansal olmayan şirketlerin daha sıkı ihraççı ve yatırımcı kuralları altında piyasaya geri dönebildiğini gösteriyor.

Pekin bir taraftan şirketlerin yuan cinsinden finansmana erişimini genişletmek isterken, diğer taraftan 2023’e kadar yerel yönetim finansman kuruluşları üzerinden büyüyen riskli borçlanmanın yeniden ortaya çıkmasını önlemeye çalışıyor.

Yılbaşından bu yana ihraç hacminin geçen yılın aynı döneminin beş katından fazla artmasına rağmen satışların yalnızca 512 milyon dolar seviyesinde kalması, yaklaşık 19 milyar dolarlık piyasanın henüz sınırlı ölçüde canlandığını ortaya koyuyor.

Trive Yatırım'a göre Çin’in yaklaşımı finansal açılmadan vazgeçmekten ziyade, sermaye piyasalarını kaldıraç ve finansal istikrar risklerini daha sıkı kontrol ederek yeniden açma stratejisine işaret ediyor.

ABD ile Japonya, yenin aşırı değer kaybını sınırlama konusunda aynı hedefi paylaşsa da bu hedefe hangi politika aracıyla ulaşılacağı konusunda belirgin bir ayrışma bulunuyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, kalıcı bir yen toparlanması için Japonya Merkez Bankası’nın daha fazla parasal sıkılaştırmaya gitmesi gerektiğini düşünüyor.

Başbakan Sanae Takaichi ise faizlerin hızlı ve yüksek ölçüde artırılmasının ekonomik toparlanmaya zarar vermesinden endişe ediyor.

Takaichi’nin göreve gelmesinden bu yana BOJ iki kez faiz artırmasına rağmen politika faizinin yüzde 1 seviyesinde bulunması ve geçen ay döviz müdahalesiyle aynı dönemde faizlerin sabit tutulması, kur ve para politikası sinyallerinin aynı yönde çalışmadığını gösteriyor.

Buradaki piyasa sorununun yalnızca yenin seviyesi olmadığı belirtilirken, kur müdahalesinin BOJ politikasıyla desteklenmemesi halinde faiz farkının yeniden baskın hale gelebileceği ve yen üzerindeki pozisyonlanmanın kalıcı şekilde değişmesinin zorlaşabileceği değerlendirildi.

Deutsche Bank CEEMEA Direktörü Christian Wietoska, Türk tahvillerindeki risk-getiri dengesini oldukça cazip buluyor.

Bankanın Türkiye tahvillerine ilişkin yaklaşımında;

yüksek taşıma getirisi,

dezenflasyon beklentisi,

para politikasındaki sıkı duruş yerel sabit getirili varlıkların yatırım profilini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.

Wietoska’nın geçmiş değerlendirmelerinde de TCMB’nin politika çerçevesi, reel getiri ve zayıf yabancı pozisyonlanması tahvil piyasası açısından önemli destekler olarak öne çıkmıştı.

Güncel değerlendirmede risk-getiri dengesinin cazip görülmesi, Türk tahvillerindeki yatırım tezinin yalnızca yüksek kupon veya carry gelirinden değil, dezenflasyon devam ettikçe tahvil getirilerinde oluşabilecek aşağı yönlü normalleşmeden de beslendiğine işaret ediyor.

Bununla birlikte petrol fiyatlarındaki yeniden yükselişin, Türkiye’nin enflasyon ve dış denge görünümü açısından temel dış risklerden biri olmaya devam ettiği vurgulanıyor.

Trive Yatırım’ın değerlendirmesine göre ABD ile İran arasında anlaşmaya yaklaşılabileceğine ilişkin mesajlara rağmen, Hürmüz’ün yeniden açılması konusunda tarafların koşulları ve karşılıklı güven sorunu enerji piyasasındaki risk priminin çözülmesini engelliyor.

İran’ın boğaz için kalıcı bir yasal düzenleme hazırlaması ve petrol arz görünümündeki kırılganlık, enerji piyasasındaki belirsizliği artırırken, Susan Collins enerji şokunun ABD enflasyonu ve hanehalkları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.

Küresel piyasaların bugünkü ana makro katalizörü ABD TÜFE verisi olurken, Çin kontrollü biçimde tahvil piyasasını yeniden açıyor. ABD-Japonya hattında ise yenin güçlendirilmesinde kullanılacak araçlar konusunda ayrışma sürüyor.

Türkiye tarafında ise Deutsche Bank ve Christian Wietoska, mevcut risk-getiri dengesi nedeniyle Türk tahvillerinde fırsat görüyor.

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 Kongrem Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.