Reklam
Vakıf Katılım900
Tarih : 2026-10-09 12:21:17

Kurtulmuş: Terörsüz Türkiye, terörsüz bölgenin de teminatı olacak

TBMM Başkanı Kurtulmuş'un konuşması şu şekilde:

''Hanımefendiler, beyefendiler, ben de bugün burada 2026-2027 öğretim yılının açılış töreninde sizlerle beraber olmaktan, birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlıyorum. Yeni öğretim yılının hem öğretim üyelerimiz için hem üniversitemiz açısından hem Konyamız hem ülkemiz için, özellikle de gençlerimiz için hayırlı, uğurlu, bereketli olmasını temenni ediyorum.

Siyasetçiyiz, çok konuşuyoruz. Ben siyasi hayatım boyunca en keyifli, en koşarak gittiğim, sevinerek gittiğim yerler üniversiteler. Ne zaman üniversitelere herhangi bir töreni için, herhangi bir toplantı için davet edilirse mutlaka programınız ne olursa olsun oraya gelmeyi kendim için önemli bir vazife olarak telafi ederim. Şimdiye kadar da üniversitelerdeki toplantılarımızdan hatıralarla ayrıldık. Güzel toplantılar, icraat...

Hele hele Konya’dan bir davet gelirse Konya’da Hazreti Mevlana’nın ve Şems-i Tebrizi’nin ve diğer büyük zatların manevi huzuruna, manevi gölgesine gelmek, Konya’da Selçuklu Kartarı’nın gölgesi altında sizlerle beraber olmak her türlü yüksek bir şereftir bizim için. Bundan dolayı da sizlere şükranlarımı ifade etmek istiyorum.

Bu hafta salı günü Cumhurbaşkanlığı atölyesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Yükseköğretim Kurulu, üniversitelerin yeni yıl açılış törenini icra etti. Sizlerin de katılımlarıyla fevkalade güzel bir tören oldu. Bugün de burada bizler Konya Selçuk Üniversitesi’nin açılış döneminde birlikteyiz.

Konya Selçuk Üniversitesi, 51 yıl olmuş kuruluşundan bu yana ve kendi içerisinden fevkalade değerli üniversiteleri çıkarmış; Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi, Niğde Üniversitesi, Karamanbey Üniversitesi gibi nice üniversitelere de ev sahipliği yapmış olan çok değerli bir eğitim kuruluşumuz. Bugün 60 bini aşkın öğrencisiyle Türkiye’nin fevkalade değerli öğretim merkezlerinden birisi, 1.004’ü aşkın yabancı öğrencisiyle de göze çarpan Anadolu’nun ortasında parlayan bir üniversitemiz.

Kuruluşundan bu yana emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyoruz. Hepsinin emekleri var olsun ve inşallah Konya Selçuk Üniversitesi dünya üniversiteleri sıralamasında çok daha yüksek yerlere çıksın, çok daha büyük imkânları el versin.

Değerli dostlar, değerli öğretim arkadaşlarım, bugün burada bu öğretim yılı açılışı dolayısıyla Türkiye’nin en önemli meselelerinden birisi olan Terörsüz Türkiye’nin, burada koyduğumuz başlıklı Türkiye modeli, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Süreci’nin geldiği noktayı sizlerle paylaşmak isterim.

Cumhuriyetimizin bir asrını geride bıraktık. Bu bir asrın içerisinde nice zorluklar yaşadık, nice büyük başarılar elde ettik, nice büyük sinemalardan geçtik. Şüphesiz herhâlde bu salonda bulunan herkes ittifak eder ki Cumhuriyet’in ilk asrının en önemli sorunu terör sorunu. Türkiye’nin yaklaşık 50 yılını alan, on binlerce insanı hayattan kopartan, binlerce gencecik evladımızın genç yaşta toprağa düşmesine vesile olan, şehitlerimize ve gazilerimize mal olan, bunun ötesinde de ortaya çıkardığı alternatif maliyetleriyle 2 trilyon doların üstünde, en mütevazı hesaplamalarla büyük bir maliyete katlanmamıza vesile olan bir belayı Allah’ın izniyle başımızdan savıyoruz. Türkiye’nin prangalarından kurtulması için adımlarımızı atıyoruz.

Yapılan iş sıradan bir iş değildir, siyasi bir iş de değildir. 86 milyonun ortak meselesi, ortak hedefi ve Türkiye’nin geleceği için en önemli atılımlarından birisidir.

Şüphesiz bu meselenin hallolması için geçtiğimiz dönemlerde de Türkiye’de nice siyasetçilerin burada emek sarf ettiğini biliyoruz. Rahmetli Necmettin Erbakan’ın, rahmetli Turgut Özal’ın, rahmetli Süleyman Demirel’in, hatta rahmetli Ecevit’in dahi bu konuyla ilgili uğraştığını, birtakım çalışmalar yaptıklarını, terörün sona erdirilmesi ve terör örgütünün silahlarının bırakması için bazı teşebbüslerde bulunduğunu dün gibi hatırlıyorum. Ama bu teşebbüslerin hepsi içeriden ve dışarıdan birtakım karanlık odaklar tarafından engellenmiş, maalesef hele bazı yıllarda ortaya konulan birtakım siyasi saiklerle bu süreçler başlamadan öldürülmüştür.

Şimdi çok şükür devlet aklı ve millet vicdanının bir araya gelmesiyle birlikte bu sorunun çözülebilmesi için önemli adımlar atıldı ve büyük mesafeler alındı. Öncelikle ne oldu da, neden şimdi, neden bu süreçte bu iş için adımlar atıldı ve çok şükür başarılı bir şekilde devam ediyor ve inşallah en kısa zamanda tamamıyla geride kalacak olan Cumhuriyet tarihimizin en önemli sorunundan bahsediyoruz. Birkaç konuyu sizlerin dikkatine getirmek isterim.

Hiç şüphesiz bunların en başında güvenlik kuvvetlerimizin son yıllarda özellikle göstermiş olduğu, hem Türkiye’de hem Türkiye dışında teröre karşı etkin mücadelemizde alınan sonuçların önemli bir payı vardır. Bu büyük teröre karşı verilen mücadelenin sonuçları, terör örgütünün artık hareket edemeyeceğini anlamış olması ve bu çerçevede de bir şekilde hem örgütün varlığını sürdürmesine ilişkin hem de ideolojisini devam ettirmeye ilişkin imkânlarının olmadığını görmüş olması önemli nedenlerden birisidir.

İmralı’dan yapılan iki açıklamada da hem artık silahlı mücadelenin imkânı olmadığı hem de örgütün kuruluş felsefesindeki siyasi anlayışın küresel ölçekte geçerli olmadığının ifade edilmesi önemli. Bunu bu dönemin önemli imkânlarından birisi olarak telafi ediyoruz.

Başka önemli husus ise dünya siyasetindeki köklü değişiklikler ve bölgemizdeki her halükarda yüksek ve hızlı altüst oluşlar. Siyaseti artık güç savaşlarının hemen her yerde hâkim olduğu, örgütleri vasıtasıyla, vekâlet savaşları vasıtasıyla Türkiye’nin uzun yıllar meşgul edildiği bir süreçten sonra özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyanın, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu bölgesinin dünyanın bütün güçlerinin güç mücadelesinin verildiği bir mücadele alanı hâline dönmesi bizim için, daha bir caizse, uyarı ve ikazlarının sonuna kadar çalınmasına vesile olmuştur.

Bu coğrafyada hemen hemen hiçbir ülkenin güvende olmadığı, hiçbir bölgenin de rahat olamayacağı bir döneme girdiğimize hep birlikte şahit oluyoruz. Ayrıca özellikle iki kutuplu sistemin sona ermesinden sonra Amerika’nın tek başına yönettiğini zannettiği dünya sisteminin de tam manasıyla çöküşe geçmesi, dünyanın bütün kurum ve kuruluşlarının hem yapı itibarıyla hem kuralları itibarıyla hem de terminolojisi itibarıyla çöktüğü bir döneme girmiş olmamız dünyayı tam manasıyla kuralsız bir hâle getirmiştir.

Bir televizyon programında “Kuralsız Sokaklar” diye bir program var. Dünyanın neredeyse her yeri Fransız sokaklar hâline dönüştürülmüştür. Güç kimdeyse silah, güç kimdeyse siyasi güç, kimdeyse onun karşısındakileri rahatlıkla ezdiği, ezmeye çalıştığı bir dünyaya geldik.

Hatta açık söyleyeyim, Venezuela devlet başkanının apar topar, ya candan kaldırılarak bir başka ülkeye kaçırılmasıyla başlayan süreç, dünyada orman kanunlarının geçerli olduğu bir döneme girildiğini açıkça ortaya koymuştur.

Öyle bir dönemde, özellikle bu kadar büyük türbülansların yaşandığı bizim coğrafyamızda güçlü durmaktan başka bir çaremiz yoktur. Ayaklarımızın üstünde güçlü basacağız ve fevkalade güçlü olan tehditleri fırsatlara çevirecek aklı ortaya koyacağız. Onun için Türkiye’nin bu çerçevede, kaleyi tahkim etme inancı da sürecin en önemli motivasyonlarından birisini teşkil etmiştir.

Dünyada bu kadar büyük problemlerle uğraşan, bölgesinin lideri olan ve dünyada büyük bir küresel aktör olmaya namzet olan Türkiye’nin içeride oyalanıp kaybedeceği ve iç çekişmelere harcayacağı ne vakti vardır ne de imkanı vardır. Dolayısıyla iş kalemizi tahkim edeceğiz ve yolumuza devam edeceğiz.

Bu kararlılık sadece bir siyasi kararlılık değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın bundan iki sene evvel dile getirdiği bu kararlılık aynı zamanda bir devlet politikası hâline gelmiştir.

Bir başka önemli gelişme ise dünyadaki bu gelişmelere paralel olarak İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarının artık akıl hafızasının alamayacağı şekilde azgınlaşmış bir noktaya gelmiş olmasıdır. İsrail, Gazze’ye işgalle başladığı süreçte hemen hemen bölgedeki birçok ülkeye doğrudan saldırı yapmış, birçok ülkeyi silahlarıyla vurmuştur. Lübnan’ı, Suriye’yi, İran’ı, Filistin’i, Katar’ı, Yemen’i ve daha birçok ülkeyi tamamıyla uluslararası hukuka aykırı bir şekilde vurmuştur.

Bizim, on yıllar boyunca Konyalılar çok iyi bilir, siyonizmin ne olduğunu, siyonizmin ne hedefleri olduğunu on yıllardır Konyalılar gayet iyi benimsemiş ve anlamışlardır. O zamanlar söylediklerimizin bir kısmının da “Ya bunlar komplo teorileridir” diyerek hafife alındığını dün gibi hatırlıyorum. Ama ne yazık ki dün anlattığımız o hususların neredeyse tamamı bugün gerçekleşmiş ve İsrail, Nil’den Fırat’a kadar bütün coğrafyayı hâkimiyeti altına almak için her türlü girişimi aleni hâle getirmiştir.

Türkiye olarak bu coğrafyanın en önemli ülkesi olarak diyoruz ki İsrail boşuna ham hayaller peşinde koşmasın. Bu coğrafyada İsrail’e Arz-ı Mevut kurulmayacak, Arz-ı Mevut’a asla ulaşamayacaklardır. Çünkü Türk milleti olarak biliyoruz ki Allah hiçbir toprağa, hiçbir millete vaat etmedi. Bütün bu topraklar, onların Arz-ı Mevut diye hayal gördükleri toprakların içinde yaşayan halkların kendi ülkeleridir, kendi vatanlarıdır. Araplar, Türkler, Kürtler ve diğer bütün unsurlarıyla birlikte bu toprakların asli sahipleriyiz ve İsrail bu topraklara asla hükümran olamayacak, asla egemen olamayacak. Arz-ı Mevut’un bu kadar aşikar edilmesi de bizim için kaleyi tahkim etmeyi hayati bir zorunluluk haline getirmiştir.

Bu memlekette hiçbir gerekçeyle, siyasi felsefi, yaşam tarzı, etnik aidiyet, mezhebi aidiyet, ne derseniz, hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir ayrılık bu milletin milli menfaatlerine hizmet etmeyecektir. Onun için diyoruz ki farklılıklarımızı gerçekten zenginlik vesilesi olarak kabul edeceğiz ve inşallah bölgede ve dünyadaki bu türbülansa rağmen ayakları yere sağlam basan güçlü bir Türkiye olarak yolumuza devam edeceğiz. Bu çerçevedeki en önemli engel olarak duran terör örgütlerinin Türkiye’ye yapmış olduğu tehditleri de bütünüyle bertaraf edeceğiz.

Bu ve başka genel gerekçelerle bu dönemin mutlaka bu sorunun hallolması için önemli bir hem fırsat hem de zorunluluk olarak önümüzde durduğu aşikardır. Bu çerçevede bir yola çıkıldı ve çok şükür, burada emin de ifade ettiğim gibi, millet aklıyla devlet aklı ve millet vicdanını bir araya getirdik. Bunları laf olsun diye, slogan olsun diye söylemiyorum. Bazen öyle olur ki devletin aklıyla milletin vicdanı aynı yerde olmaz. Orada tam manasıyla devletin aklıyla milletin vicdanı örtüşmez.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu meselenin başından itibaren bir devlet politikası haline gelmesi için olağanüstü gayret sarf eden Sayın Cumhurbaşkanımıza bütün milletimiz adına şükranlarımızı bir kere daha ifade ediyoruz. Sürecin en zorlu yerlerinde vermiş olduğu olağanüstü destek dolayısıyla da Sayın Devlet Bahçeli’ye milletimiz adına şükranlarımı ifade ediyorum. Aynı şekilde diğer bütün siyasi partilerin başkanları ve yöneticileri de bu sürece fevkalade önemli destek vermişler ve Türkiye’de güçlü bir sürecin yönetilmesine vesile olmuşlardır.

Devlet aklıyla millet vicdanının buluşmasını biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığımız komisyon çalışmalarında gördük. Bir iki örnek vereyim de milletin vicdanından neyi kastettiğimi daha iyi anlatayım.

İlk oturumlarımızdan birisinde, Meclisteki komisyon çalışmalarında şehitlerimizin yakınları ve gazilerimizin temsilcileri konuşuyor. Sizler de televizyonlardan izlemişsinizdir. Genç bir arkadaşımız, çok duygusal bir atmosfer oluştu. Bir gözünü çıkardı, takma gözü varmış. Hepimizin gözleri yaşardı, ağlayacak noktaya geldik. Dedi ki: “Ben felç yerde terörle mücadele ederken gözümü kaybettim. En sevdiğim arkadaşım kucağında şehit oldu. Ama bir daha bu memlekette bu memleketin insanları ölmesin, bu milletin evlatları ölmesin diye bu sürece sonuna kadar destek veriyorum. Bu sürece sonuna kadar destekliyorum.”

Bedel ödemiş bir arkadaşımızın yürekten ve kendi hatıralarını da tekrar canlı bir şekilde yaşayarak söylediği şey buydu. Millet vicdanı budur.

Bir başka oturumda şehitlerimizin yakınları, aileleri ve terör örgütünde evlatları olan aileler, anneler bir aradaydı. Onların her ikisi de farklı görüşleri dile getirdiler ama söyledikleri ortak bir cümleydi: “Biz artık evlatlarımızı değil, silahları toprağa gömmek istiyoruz.”

Dolayısıyla milletin vicdanıyla devletin aklının bir araya geldiği bu süreç bugüne kadar başarıyla gelmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, ufuk raporunun hazırlanma süreci, komisyonun toplanma süreci Türkiye’nin demokrasi bakımından da elde önemli bir aşamayı ortaya çıkardı. Dünya siyasetine örnek olacak, dünyadaki birçok çatışma çözümü bakımından da inanıyorum ki üniversitelerde ders olarak okutulacak bir süreci başarıyla gerçekleştirdik.

Meclisteki partilerimizin biri hariç hepsinin katılımıyla sağlanan 50 kişilik komisyonda büyük bir olgunluk var, büyük bir demokrasi olgunluğu var. Herkes kendisine en aykırı fikirleri bile dinledi. Bunların hepsi milletin önünde açık bir şekilde dile getirildi, hepsi tutanak altına alındı. Ondan sonra da yapılan müzakerelerle bir komisyon raporu ortaya çıktı. Komisyon raporu da ittifakla, 50 milletvekilimizin 47’sinin oyuyla kabul edildi. Bu Türkiye’de demokraside görülmemiş bir şeydir. Bu, son derece önemli bir örnektir, müzakereci demokrasinin çarpıcı bir uygulamasıdır. Partilerin kendi görüşlerini korumakla birlikte başkalarının görüşlerini de rahatlıkla müzakere edebileceğinin fevkalade güzel bir uygulamasıdır.

Ben bir kez daha emeği geçen bütün milletvekillerimize ve komisyon üyesi arkadaşlarımıza şükranlarımı ifade ediyorum. Bu, diyalogla demokrasinin en zor meselesini çözebileceğini de ortaya koymuştur. Şunu söyleyeyim: Bu meseleyi çözebilen Türkiye Büyük Millet Meclisi, Allah’ın izniyle önündeki en ağır, en zor meseleleri de fevkalade güzel bir şekilde çözüme kavuşturur.

Değerli arkadaşlar, ardından 10 Ağustos tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 milletvekilinin kabul oyuyla bu sürecin yürütülmesine ilişkin yasa kabul edilmiştir. Söylerken kolay, rakam ifade ediyorum. 467 milletvekilinin her biri farklı siyasi kanaatlere sahip olan bu kadar geniş bir kitlenin aynı noktada ittifak etmesi gerçekten fevkalade değerlidir. Türkiye demokrasisinin ve Türkiye siyasetinin de olgunluğunu gösteriyor.

Şunu da çok açık söyleyeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467’ye kalkmış olan, birliğe ve Türkiye’nin geleceğine kaldırılmış olan bir oydur. Bundan sonra inşallah çok daha güçlü bir şekilde ülke yoluna devam edecektir. 467 oy, tabir caizse, her kapıyı açacak bir anahtar, her kapıyı açacak bir maymuncuk hükmündedir. Bu yasada bütün tereddütlerin de ortadan giderildiği, her bir satırın değil, her bir kelimesinin bile tartışıldığı bir süreci yaşadık.

Bu süreçte de yasanın içerisine üç tane önemli sigortayı koyduk. Bunları dikkatinize arz ediyorum. Bunlardan birisi, örgütün silahlarını bıraktığının ve kendisini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit ve teyit edilmesi ve bunun da ülkenin en üst güvenlik kurulu olan Millî Güvenlik Kurulu tarafından ilan edilmesiyle birlikte yasa 

uygulamaya girecek. Mağazaların zihninde hala “Silah bırakmazlarsa ne olacak?” diye bir şey var. Ya silah bırakmazlar diye bir şey yok. Zaten uygulanması için birinci sigortamız budur.

İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında toplanan ve toplanmaya devam edecek olan kurul. Kurul, en üst güvenlik birimlerinden oluşan bir yapıya sahip. Burada da süreçle ilgili her bir mesele masaya gelecek ve ortak bir şekilde müzakere edilecek. Onların attığı adımlarla, tavsiyelerle yol alınacaktır. Sigorta iki.

Yetmedi, üçüncü bir sigorta daha vardır. O da önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulacak olan izleme komisyonudur. Bu izleme komisyonu, grubu bulunan bütün partilerin katılımıyla oluşacak. Bu izleme komisyonuyla da sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için millî irade duruma vaziyet edecek.

Değerli arkadaşlar, dünyadaki bütün çatışma çözümü örneklerinde, yani temel örgütlerle devletin bir şekilde uzlaştığı süreçlerde, Endonezya’daki ... Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne kadar hepsinde bir üçüncü göz vardır. Ya başka bir ülkedir ya da bir uluslararası kuruluştur. Bizim örneğimiz bu bakımdan da biriciktir, ayrıcalıklıdır. Türkiye’nin yürüttüğü terörsüz Türkiye sürecinde üçüncü bir göz yoktur ve asla olmayacaktır. Tek göz Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Milletin adına yapılan denetim dolayısıyla bu özelliğiyle de terörsüz Türkiye süreci, dünyadaki uygulamalardan pek farklıdır.

Değerli kardeşlerim, Türkiye meselesinin önemli hususlarından biri de budur. Bunu söylediğimizde bazıları belki bir slogan gibi algıladı. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölgenin de teminatı olacak. Bu çerçevede, Türkiye’nin terörsüz Türkiye sürecini sürdürmesiyle birlikte Suriye yönetiminin SDG ile birlikte yapmış olduğu görüşmeler sonucunda, SDG’nin Suriye’ye entegrasyonunda hızlı bir sürecin gerçekleştirilmesinde de hiç şüphesiz bizim yürüttüğümüz sürecin olumlu etkileri var.

Aynı şekilde, geçtiğimiz günlerde Irak Meclis Başkanı Sayın Halbusi Türkiye’ye geldi, kendisini ağırladık. Yaptığımız basın toplantısında da kamuoyuyla paylaştığı için söylüyorum. Dedi ki: “Sizdeki terörsüz Türkiye süreci, Irak’ta milli kuvvetlerin, yani silahlı devlet dışı güçlerin silahlarını bırakmasının kapısını araladı.” İnşallah bu ay içerisinde Irak’taki bütün devlet dışı silahlı güçler devlete silahlarını teslim ederek Irak’ta da terörün büyük oranda geride kalmasını temin etmiş olacağız.

Değerli arkadaşlar, biz büyük bir memleketiz. Selçuklu Kartalı’nın gölgesinde derken ben bu salonda konuştuğum her cümlenin altında en az bin yıllık devlet geleneğiyle konuşuyorum. Ben burada konuşurken ya da sizler buralarda konuşurken Anadolu topraklarının 24 farklı medeniyetinin birikimiyle konuşuyorsunuz. Biz Osmanlı’nın, Selçuklu’nun ve ecdadın cihangir ve civanmert olgunluğuyla konuşuyoruz.

Söylediğimiz hiçbir şey bugünün siyasetine ait bir şey değildir. Söylediğimiz şey, büyük ve güçlü Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir meseledir ve ele aldığımız konu bugünün konusu da değildir. Özellikle altını çiziyorum. Evvelce koskoca Osmanlı Cihan Devleti’ni 20 yıl içerisinde darmadağın ettiler. Sizler hepiniz gayet iyi biliyorsunuz, ona girmeyeceğim. Osmanlı Cihan Devleti’nin üzerinden nice devletler ayrıldı. Haritalar çizildi, adına Sykes-Picot dediler. Masaların üstüne haritalar konuldu, cetvellerle çizildi ve halklar birbirinden ayırt edildi. Hatta öyle ki hemen bizim sınır bölgemizde aynı aşiretin çocuklarının bir kısmı Türkiye topraklarında, bir kısmı Suriye, bir kısmı Irak topraklarında kalsın. Aynı şey Suriye ile Irak’ın sınırlarında da mevcuttur.

Şimdi biz, terörsüz Türkiye, terörsüz bölge projesiyle bir asır evvel dağılan parçalarımızı topluyor, dağıtılan halkları bir araya getiriyor, hedefe yöneltiyoruz. Elin oğlunun cetvellerle böldüğü bu coğrafyayı toparlamak, aziz Türk milletinin hakkı olmayacak mı? Bu bizim hakkımız olmaktan öte ödevimizdir. Dağılan parçalarımızı birleştireceğiz, toparlayacağız ve hep beraber aynı ülkeye, aynı istikamete yürüyeceğiz.

Değerli kardeşlerim, bu topraklardaki her bir halk bizim bir parçamızdır. Bazıları ümmet deyince rahatsızlık duyuyor ama şunu da söyleyeyim: Konyalılar ümmetin ne olduğunu bilirler. Ümmet sadece inanç birliğiyle bir araya gelen halklar topluluğu değildir. Biz bu coğrafyada ümmet derken Türklerden bahsediyoruz, Türklerden bahsediyoruz, Araplardan bahsediyoruz, diğer ilk kökenlerden bahsediyoruz. Biz bu coğrafyada Sünnilerden, Şiilerden, Alevilerden ve diğer unsurlardan bahsediyoruz. Hatta biz bu kavramı kullanırken bu coğrafyanın bütün gayrimüslim unsurlarını da kastediyoruz. Süryaniler, Nusayriler, Yezidiler ve bütün unsurlar, bizim bu geniş coğrafyamızın, geniş birlikteliğimizin bir parçasıdır...''

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 Kongrem Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.